UMUT YOLCULARI

Merhaba, ben Martin Luther King Afroamerikan bir papazım, hayatım boyunca şiddet karşıtı oldum ve ırkçı söylemler ile savaştım. Yaşamım süresinde insanları yaftalamadan, aşağılamadan, hor görmeden birlik beraberlik ve huzur içinde yaşaması için çalışmalar ve konuşmalar yaptım. Bunların içinde birisi var ki benim bu yolda daha sağlam adımlar ile ilerlememi sağladı. Bahsi geçen konuşmamın adı ‘’l have a dream (Benim bir hayalim var).’’Ben milyonlarca insan içinde aslında benim için hayal olan fakat el ele vererek çok güzel bir gerçek olabilecek bir konuşma yaptım, benim hayalim ne mi?

‘’Benim hayalim, günün birinde eski kölelerin evlâtlarıyla eski köle sahiplerinin evlâtları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturması. Benim hayalim. Günün birinde, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşmesi. Benim hayalim günün birinde dört küçük çocuğumun, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşaması. İşte bunlar benim için hayal olup birlikte olursak çok güzel bir doğru yapacak şeydir.’’

Martin Luther King bu cümleleri Amerika tarihinde ırkçılığın en çok soruna yol açtığı zamanlardan birinde yaklaşık olarak 150 bin kişiye karşı kurmuştur. Martin yaşamının büyük bir kısmında ırkçılık ile savaşmak adına çok değerli çalışmalar yapmış ve yine bir ırkçılık karşıtı çalışmasına hazırlandığı günlerde ani bir suikast ile yaşamını yitirmiştir. Martin’in bir hayali vardı ve ardından gitmeyi kendine hedef edindi. Irkçılığı yeryüzünden süpürmek onun hayaliydi ve hayalinin ardından gitti. Biz de durum nedir peki hiç düşündük mü? Irkçılığa ne kadar karşıyız, ırkçılığın ne olduğunu biliyor muyuz veya ırkçılığın insanlığa zarar verdiğine gerçekten inanıyor muyuz?

Bizler hep kabul edilmiş doğrular ediniyoruz. Hayatımız boyunca bizden olmayanı yaftalayıp damgalıyoruz. Hayatta belki de yaptıklarımızın yanlış olduğunu bildiğimiz halde asla vazgeçmeden tıpkı DNA’mıza işlenmiş bir kod gibi sorgulamadan kabul ediyor ve üstüne daha da şey katarak gelecek nesillere aktarıyoruz.  Bizler ten rengimiz ile değil ruh rengimiz ile var oluyoruz onlar ile hayata katılıyor doğru ve yanlışlar ediniyoruz.  Ten rengimiz diğerlerinden farklı olduğunda yaftalanabiliyoruz fakat ruh rengimizi asla söz konusu olmuyor. Ruhlarımız sadece siyah ve beyazdan mı ibaret olmak zorunda tıpkı tenlerimiz gibi? Bizlere bahşedilen o kadar çok renkten sadece ikisine mi odaklanacağız. Doğanın yeşilini, gökyüzünün mavisi, toprağın kahverengisini kabul etmişken neden insanları iki kategoriye alarak sadece renklerinden dolayı ayırmayı seçeriz. Düşünüldüğünde aslında cevaplar çok belli, alışılmışın dışında olan her şey yaftalanmaya mahkûm. Bizler alışkanlıklarımıza o kadar sıkı sıkıya bağlıyız ki tüm insanları kendi bildiklerimize alıştırmak için hem fiziki hem psikolojik hem de sosyolojik olarak yok ediyor ve bunu yaparken de hiç rahatsız olmuyoruz. Peki kaç hayat bu alışılmıştan kaçmak için yok oldu?  Başka yerlere kaçmak sığınmak doğup büyüdükleri yerden ayrılmak bambaşka bir hayata atılmak zorunda kaldı? “Umut yolcuları” denmiş isimlerine çünkü ellerinde sadece insanca yaşayıp yaftalanmadan, hor görülmeden, istenmeden yaşamak, ten renklerinin göze batmayacağı umudundan başka ellerinde hiçbir şeyi olmayan insanlar. Siyahi olduğu için derisi sökülen Robert ya da sadece insanca yaşamak için tanımadığı bir yere yelken açan Albert, sadece yaşamak için olduğu yerden kaçan Aylan bebek. Hepsinin elinde sadece umutları olduğu için belki de onlara ‘’umut yolcuları’’ demişizdir.

Bunlar ne zaman aşılır bilinmez ama nasıl aşılacağı biliniyor, sosyal hizmet mesleğinin ve meslek erbaplarının benimsediği ana cümle olan “her insan biriciktir” cümlesi ile. İşte bu cümleyi tam anlamıyla yaşayıp yaşattığımız zaman umudun tacirleri umutlarına ebedi kavuşmuş olacak. Sosyal hizmette bireyin biricikliği sloganı nedir ve ne anlatmak ister peki? Bireyin başına ne gelirse gelsin ne yaparsa yapsın ve ne söylerse söylesin onun bu dünyada tek olduğunu, onurlu ve değerli bir yaşam sürme hakkı çerçevesinde yüksek yararının gözetilmesi gerektiğini anlatmak ister.

Sosyal hizmet ve bireyin biricikliği birbiri ile bütünleşmiştir. Sosyal hizmet dezavantajlı gruplar ile çalışmalar ortaya koyarken mağdur kadar faili biriciklik ilkesi çerçevesinde değerlendirir. Sadece sosyal hizmet alanında değil tüm yaşamımızda biriciklik ilkesini göz önünde bulundurursak bu dünya daha çekilir ve güzel bir yer olur. Yazımı son olarak şu şarki sözü ile bitirmek istiyorum.

‘’Beni hor görme kardeşim sen altınsın, ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz sen gümüşsün, ben sac mıyım?’’

KÜBRA KESKİN – BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: